Bir durdum, düşündüm.  Biz ne zaman başladık şişeden su içmeye? Plastik şişeden demek istiyorum. Hani şu marketlerden aldığımız cinsten…

Plastik şişelerin hammaddesi olan PET (Polietilen Terafitalat) ilk kez 1941 yılında üretilmiş. 1973 yılında ise ilk PET şişe için patent alınmış. Patenti alınan bu ilk şişe, aslında ilaç şişesi olarak tanımlanmış.

1978 yılında ise çok bildiğimiz bir meşrubat firması iki litrelik PET şişelerde ürününü pazarlamaya başlamış.

Anladığım kadarıyla plastiğin Türkiye’ye girişi de dünyadaki yaygınlaşmasına paralel olmuş. 80’li yıllardan itibaren Türkiye’de gıda sektörüne hızlı bir giriş yapmış plastik.

Çocukluğumda marketten plastik şişede su aldığımı hiç hatırlamıyorum. Gazete kâğıdından yapılmış külahlar içinde çekirdek alırdık, cam şişeler içinde meyve suları alırdık ama plastik şişe içinde su almazdık. Susuzluğumuzu giderirdik bir şekilde. 80’li yıllardı o yıllar. Çeşmelerden su içerdik.

90’lı yıllarda plastik şişeden su içmek normalleşti hayatımızda.

Şimdi istatistiklere baktığımızda dünyada neredeyse dakikada 1 milyar plastik şişenin üretildiğini ve piyasaya sürüldüğünü öğreniyoruz. Normalleşti plastik kullanımı. Yerleşti hayatımıza.

Plastik şişe, konforuyla, hijyeniyle geliyor diyeceksiniz.  Şu çevreciler de her şeyi abartıyor… Konforuyla geliyor da bir bedel ödüyoruz. Yalnızca ekonomik bir bedel değil, sosyal ve çevresel bir bedel de ödüyoruz.

Anlatayım efendim.

Şişelenmiş Suyun Çevresel Etkisi

Bilimsel araştırmalar yapılıyor ve etki hesaplanıyor. İnanın uydurmuyorum. Bu araştırmalardan birine göre şişelenmiş suyun doğal kaynaklar üstündeki çevresel etkisi musluktan akan suyun çevresel etkisiyle kıyaslandığında 3500 kat daha fazla. Bu araştırma Barselona’da yapılmış. Kent nüfusunun tamamının şişelenmiş su içmesi durumunda, musluk suyu kullanımına kıyasla 3500 kat daha fazla kaynağın tüketileceği hesaplanmış. Bu fazladan kaynak kullanımı, 83.9 milyon dolarlık bir bütçeye karşılık geliyor.

ABD’de üretilen su şişeleri için yıllık 17 milyon varil petrol kullanılıyor. Üretilen bu plastik şişelerin çok düşük bir yüzdeyle geri kazanıldığını ve geri kazanım esnasında da yine kaynak tüketimi yapıldığını unutmuyoruz. Atık haline gelen plastiklerin ise mikroplastik kirliliğinden başlayarak çeşitli atık yönetim sorunlarını beraberinde getirdiğinden artık küçük çocukların bile haberi var.

Suyu nereden içelim diye sorarsanız musluktan diyeceğim.

Musluktan akan su arıtılarak bize ulaştırılıyor ve tüm parametrelerin belirlenen kriterlere uygun bir şekilde arıtılması sağlanmadan tüketiciye sunulmuyor. İyi bir içme suyu arıtma tesisinden gelen musluk suyunun sağlıksız olduğunu söyleyemeyiz. Kamunun yönetiminde olan içme suyu arıtma tesislerinin, şişe suyu pazarlayan firmaların arıtma tesislerinden çok daha fazla denetlendiğini söyleyebiliriz diğer taraftan.

Neden?

Neden eskiden olduğu gibi suyu musluktan içmiyoruz? Neden eskisi kadar çeşme yok kentlerimizde? Neden ısrarla daha yüksek paralar ödüyoruz içme suyuna? Neden teselliyi plastik şişe geri kazanımında arıyoruz, sözüm ona “döngüsel ekonomi” çelişkisi içinde? Neden dersiniz?

Suyu şişeleyen firmaların reklamları mı hoşumuza gidiyor?  Hipnotize mi oluyoruz dersiniz? Şişelenmiş suyun daha sağlıklı olduğuna hemen inanıyoruz. Neye dayanarak? Sertliği azaltılmış olan suyun tadı daha çok hoşumuza gittiği için mi sağlıklı olduğuna hükmediyoruz? Suyun sertliğini azaltmak çok zor bir işlem değil. Evlerimizde kullanabileceğimiz basit bir sistemle musluktan akan suyu daha yumuşak hale getirebiliyoruz aslında. Ama önce durup biraz düşünmemiz lazım.

Sahi biz ne zaman karar verdik marketlerden aldığımız şişe sularıyla susuzluğumuzu gidermeye? Ne zaman karar verdik taşıma suyla değirmen döndürüp, hem ekonomik olmayan hem de çevresel olmayan bir icat çıkarmaya?

 

Not:

Belirttiğim araştırmayı merak ederseniz kaynağı şöyle

Villanueva, C.M., Garfí, M., Milà, C., Olmos, S., Ferrer, I., Tonne, C., 2021., Health and environmental impacts of drinking water choices in Barcelona, Spain: A modelling study, Science of the Total Environment, 795, 148884