Söz vermek kolay bir eylemdir, eğer sadece söz verme anına odaklanırsanız. Ama söz verdikten sonrasını düşünürseniz bu eylem zorlaşır. Sözlerini tutan bir insansanız, ince eleyip sık dokursunuz söz vermeden önce. Bir kez söz verdikten sonra da sözünüzü tutmak için var gücünüzle çaba gösterirsiniz. Programlarsınız kendinizi adeta. O sözü tutmak, olmazsa olmazınızdır.

Ülkeler iklim anlaşmasında sözler veriyor. Türkiye de Glasgow’daki iklim zirvesinden önce Paris Anlaşmasını meclisten geçirerek bir söz vermiş oldu: “Paris Anlaşması’nın şartlarını ulusal mevzuatıma yansıtacağım” dedi.

 

Türkiye’den Ne Beklenecek?

 

Artık Paris Anlaşması’nın tarafı olduğuna göre ülkemizden beklenen bazı şeyler olacak. Öncelikle 2015’te verdiği sözü revize etmesi ve seragazı emisyonlarını azaltmak yönündeki taahhüdünü seviye olarak yükseltmesi beklenecek. Paris Anlaşması’nın 1.5oC şartıyla uyumlu olabilmek için 2030 yılına kadar bu yolda atacağı adımları sıkı bir şekilde planlaması gerekecek.

 

Ülkemizin önceki durumda vermiş olduğu söz, 2030 yılına kadar beklediği %21’lik emisyon artışını azaltmak yönünde idi. Yani Niyet Edilen Ulusal Katkı beyanı bu şekilde idi. Emisyonu azaltmak değil, emisyonda %21’e varacak artışı azaltmak. Ancak yapılan bilimsel değerlendirmelere göre, tüm sözler tutulsa dahi, ülkelerin niyet ettiği katkı beyanları gerçek olsa dahi, Paris Anlaşması’nın 1.5oC-2oC şartı sağlanamayacak. Bu nedenle Paris Anlaşması ulusal hedeflerin gözden geçirilmesini ve dönemsel olarak yükseltilmesini öngörüyor.

 

Paris Anlaşması, iklim değişikliğiyle mücadele için bazı kritik konuları ön plana çıkarıyor:

 

Uzun vadeli sıcaklık hedefi: Paris Anlaşması’nın odağındaki amaç, sıcaklık artışını 1990 seviyelerine kıyasla 1.5-2.0oC’nin altında tutmak. Bunun için zengin fakir demeden tüm ülkelerin sürdürülebilir düşük karbonlu bir gelecek planlaması yapmaları gerekiyor. Bu yöndeki yatırımları artırmak gerekecek.

 

İklim-nötr olma hedefi: Küresel sıcaklık artışının pik noktasının yaşanmış olması ve artık tarafların azaltım hedeflerinin netleşmiş olması bekleniyor. 21. Yüzyılın ikinci yarısında ise antropojenik (insan kaynaklı) emisyonlar ve karbon yutaklarıyla sera gazı azaltımı arasındaki dengenin sağlanmış olması hedefleniyor. Ürettiğimiz sera gazı miktarı, azalttığımız bir başka deyişle yuttuğumuz sera gazı miktarına eşit olmalı.

 

Azaltım hedefi: Paris Anlaşması, taraflardan Niyet Edilen Ulusal Katkı beyanlarını yapmalarını, sunmalarını ve belirttikleri hedeflere ulaşmak için ulusal önlemler almalarını bekliyor. Tarafların her beş yılda bir ulusal katkı beyanlarına açıklık getirmeleri ve hedeflerini yükseltmeleri bekleniyor.

 

Yutaklarla ilgili hedefler:Ormanlar da dahil olmak üzere karbon yutaklarının korunması ve artırılması bekleniyor taraflardan.

 

Gönüllü ortaklık ve ekonomik yaklaşımların geliştirilmesi hedefi: Çevreyle ilgili ekonomik araçların, emisyon ticaret sistemi gibi yapılandırmaların oluşturulması ve uygulanması Paris Anlaşması’nın önerileri arasında.

 

Adaptasyon hedefi: İklim değişikliğinin etkilerine karşı bir uyum geliştirmek, kırılganlığı azaltmak, yılmazlığı artırmak gerekecek. Özellikle kırılgan ülkelerin ulusal adaptasyon çalışmalarının uluslararası desteklerle güçlendirilmesini öngörüyor Paris İklim Anlaşması. Ulusal uyum planlarının formüle edilmesi ve periyodik olarak sunulması, önceliklerin, ihtiyaçların, planlamaların ve eylemlerin şeffaf bir şekilde açıklanması bekleniyor taraflardan.

 

Kayıp ve tahribatı azaltma hedefi: Ekstrem hava koşulları gibi iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden kaynaklanan kayıp ve tahribatları azaltmak için tarafların birbirini desteklemeleri gerektiğinin altını çiziyor anlaşma.

 

Finans, teknoloji ve kapasite artırma hedefi: Özellikle gelişmekte olan ülkelerin azaltım ve adaptasyon çabalarının desteklenmesinin bir zorunluluk olduğunu belirtiyor anlaşma. Gelişmiş ülkelerin bu yoldaki finansal desteklerini ifade etmeleri ve gelecekteki desteklerini planlamaları gerekiyor anlaşma hükümlerine göre. Anlaşmanın finansal mekanizmasının adı da Yeşil İklim Fonu olarak belirlenmiş durumda.

 

İklim-güvenli teknolojilerin özellikle gelişmekte olan ülkelere ulaştırılması, bu ülkelerdeki kapasitelerin artırılması, kurumsal düzenlemeler, eğitim ve bilinçlendirme faaliyetlerinin artırılması yine anlaşmanın hükümleri arasında yer alıyor. Eylemler, destekler ve finansman konusundaki şeffaflık, anlaşmanın şartlarından biri.

 

Bugüne kadar

 

Dünyada bugüne kadar neler yapıldı diye soralım?

Sözler verildi mi? Evet.

İklim değişikliğiyle mücadelede istenen noktaya gelindi mi? Hayır.

Mevcut taahhütlerle ısınmanın 3,6oC düzeyinde olacağı tahmin ediliyor. 1,5oC hedefine çok uzakta olan bu gerçek, ürkütücü bilim kurgu filmlerinden bir sahneyi gelecek olarak önümüze koyuyor.

Emisyonlar ve sıcaklıklar artıyor.

Yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş artmaya başladı. Ancak diğer taraftan fosil yakıt üretiminde de artış planlamaları görülüyor.

İklim değişikliği her kıtada tüm ülkeleri etkiliyor. Ulusal ekonomiler ve hayatlar etkileniyor.

 

Türkiye için de düşük karbonlu bir gelecek

 

İlk adım söz vermek.

Sonraki adım sözümüzü tutmak. Yani karbonsuzlaşmak. Yani dönüşüm geçirmek. Önce kültürel bir dönüşüm geçirmek, sonra bunu yaşamak…

 

Türkiye iklim değişikliğinin etkilerini en çok hisseden ülkelerden biri… Yangınları, sel olaylarını, susuz günleri birlikte yaşadık. Şimdi yeni bir çevre sözü vermenin arifesindeyiz. Vereceğimiz söz aslında bu etkileri azaltmak için yapacaklarımızın taahhüdü olacak.

 

Sözümüzü tutmak ya da tutmamak,

İşte bütün meselemiz bu olacak.