İklim değişikliği artık bir kriz haline geldi demek hiç de yanlış olmayacak sanırım. Küresel ısınmayı yavaşlatmak ve iklim değişikliği etkilerini en aza indirmek ise acil ve kolektif bir eylem gerektiriyor. İklim krizi sonucunda olası görünen büyük felaketlerden kaçınabilmek için 2030 yılına kadar küresel seragazı emisyonlarının %45 oranında azaltılması, 2050 yılına kadar da net-sıfır durumuna ulaşılması gerekiyor. Bilimsel raporlar, deniz seviyesindeki yükselmenin bazı ada ülkeleri sular altında bırakacağını, tarım yapılabilecek alanların azalacağını, aşırı hava koşullarının sıklaşmasının can ve mal kayıplarına yol açacağını söylüyor.

 

Diğer taraftan iklim değişikliği üzerine şüpheci veya görmezden gelen tutumların da devam ettiğini görüyoruz. İklim etkileri, herkesi aynı düzeyde endişeye sürüklemiyor. İklim değişikliğinin kriz haline gelme nedeninin insandan kaynaklandığına şüpheyle bakanlar hala bulunuyor. İklim değişikliği algısının politik görüşlerden etkilendiği de sır değil. Politik görüşler hem iklim değişikliği bilgisine ulaşma düzeyini hem de ulaşılan bilginin yorumlanma şeklini değiştirebiliyor. Kişinin politik görüşü, gelen iklim bilgilerini dinleme şeklini etkileyebiliyor.

 

Çocuklar

Ancak öyle bir grup var ki ulaşan bilgileri yetişkinlerden daha farklı algılıyor. Henüz kimliğini dünya görüşü veya politik görüşlerle şekillendirmemiş bir grup var. Çocuklar…

 

Çocuklar iklim gerçeğini yaşıyorlar. Belirsiz, tutarsız hava koşulları görüyorlar. Pandemiye tanıklık ettiler. Yangın ve sel haberleri duyuyorlar. Çok hızlı gelişen teknoloji, çevre verilerini uydu görüntüleriyle, bilgisayar modelleriyle sunuyor çocuklara. Okullarda bahsediliyor iklim değişikliğinden. Sosyal medyada görüyorlar iklim krizini deneyimleyen insanların feryatlarını.

 

Bir adaletsizlik olduğunun da farkına varıyorlar yavaş yavaş. Dünün ve bugünün yetişkin insanının davranışlarından kaynaklanan iklim değişikliği, çocukların geleceğini etkileyecek; bunu anlıyorlar. “Ne hakları var benim geleceğimi yaşanmaz hale getirmeye?” sorusu elbette akıllarına geliyor.

 

Çocuklardan Beklenen

 

Diğer taraftan da beklentimiz yine çocuklardan. Diyoruz ki, onlar geleceğin liderleri. Diyoruz ki onlar çevre sorunlarıyla başetmeyi başarsınlar. Diyoruz ki onlar bizim yaptığımız gibi yapmasınlar. Onlar bilinçli olsunlar… Bilinçli olsunlar da annelerine babalarına örnek olsunlar… Çünkü biz, bugünün yetişkinleri, yapamadık.  Elli yıldır konuşulan çevre problemlerini, otuz yıldır konuşulan iklim problemini durduramadık. Ama çok konuştuk (!).

 

“İklim krizinin sorumlularını bir tarafa bırakalım da çocuklarımızı bilinçlendirelim,” dediğimizde bir kez daha düşünmemiz lazım. Nasıl bilinçlendirelim? Biz yeterince bilinçli miyiz?  Madem bilinçliyiz, o zaman bu tüketim çılgınlığı neden devam ediyor? Neden bu kadar çok atık üretiyoruz? Neden kirletiyoruz? Neden gezegeni ısıtmaya devam ediyoruz?

 

Anlaşılacağı üzre bilinçlendirme işine biraz faullü bir şekilde başlıyoruz. Eğitimde doğru örnek olabilmenin, doğru modeli sunabilmenin önemini anlatır hep eğitimciler. Doğru model olamadığımız ortada olduğuna göre şunu söyleyerek başlayacağız, “Dediğimi yap, yaptığımı yapma!”.

 

İklim Bilincinden Beklenen

Şunu soralım sonra: Bilinçlendirmeden ne bekliyoruz?

Bana sorarsanız şunu beklemeliyiz: Sorumlu davranışı ürettirecek bir bilinçlendirme. İklim krizine karşı sorumlu bir şekilde davranış değişikliğine götürecek bir bilgi ve beceri kazandırma sürecidir bu. Bireysel davranış değişikliklerinin toplumsal uygulamalara yansımasını sağlayacak bir bilinçlenme sürecinden söz ediyoruz.  Sadece bilimsel yönden bilgilendirmeyle olmaz.

Bu bilinçlendirme sürecinin meyveleri şöyle olmalı bana göre:

  • Çocuklar iklim değişikliğinin nedenlerini anladıktan sonra kendi ülkelerinde sera gazı emisyonlarını azaltma seçeneklerini tartışabilecek, gerektiğinde eleştirebilecek düzeye gelmeli,
  • Emisyon azaltım seçeneklerinin iklim adaletine katkı koyup koymadığını sorgulayabilmeli,
  • Kendi yerel çevresiyle küresel çevrenin bağlantısını tartışabilmeli,
  • Bireylerin ve grupların nasıl iklim-dostu hale gelebileceğiyle ilgili bir kavrayış geliştirmeli.

İklim krizi acil ve küresel bir eylem gerektiriyor. Bireyler, topluluklar, ülkeler… Hepimiz mevcut alışkanlıklarımızda, tutum ve davranışlarımızda değişikliğe gitmeliyiz. “O önce yapsın, sonra ben…” diye düşünmeden hatta. “Ben yapayım, diğer taraftan onun da yapması için elimden geleni yapayım,” gibi bir tutum ve buna uygun davranış gerekiyor.

 

Bugüne kadar verilen eğitim yeterli oldu mu?

İklim araştırmacıları yıllardır, en azından son otuz yıldır, seragazı emisyonlarından kaynaklanan küresel ısınmanın getireceği çok ciddi sonuçlar hakkında uyarılar yapıyorlar. Bilimsel raporlar yayınlıyorlar. Ama bütün bu bilgilendirmeler bu tehlikelere karşı yeterince önlem almamızı sağlayamadı bugüne kadar. Başka bir deyişle bugüne kadar yapılan iklim bilgilendirmeleri, dünün ve bugünün yetişkin insanında bir tutum ve davranış değişikliğine yeterince yol açmadı diyebiliriz.

Çocuklarımızda da aynı şeyin olmaması için önce “Neden?” diye sormak gerekiyor sanırım. Neden bugüne kadar yapılan iklim bilgilendirmeleri etkin olmadı, amacına ulaşamadı?

Küresel ısınmayı sınırlamak veya iklim değişikliği risklerine hazırlanmak için ilk yapılması gereken konuyla ilgili bilgi sahibi olmak gibi görünebilir doğal olarak. Bundan sonra da iklim değişikliğinin sebepleri ve sonuçları üstünde durulmalı diye de düşünebiliriz. Sonra deriz ki, “İnsanlar iklim değişikliği sebeplerini ve sonuçlarını ne kadar çok bilirse, davranışlarını değiştirmeye o kadar istekli olurlar.” Ancak bugün gelinen durum göz önünde bulundurulduğunda görürüz ki salt iklim gerçeği bilgisi bireylerin davranışlarını değiştirmeleri için yeterli değil.   Ne gerekiyor o halde?

Bu soruyu yanıtlamak çok zor. Ancak bazı şeyleri farklı yapma ihtiyacı açık. Bilgi bazlı, didaktik öğretme modellerinin dışına çıkıp etkin öğrenme modellerini tercih etmek gerekiyor şüphesiz. Daha katılımcı, farklı disiplinlerin katkısının alındığı, yaratıcılığın teşvik edildiği öğrenme modelleri. İklim değişikliğinin yalnızca bilimsel boyutunun değil, sosyal, etik ve politik karmaşasının da sorgulandığı bir içerik zenginliği öğretme planında yerini almalı bana göre. Politik karmaşayla çocukların aklını karıştırmayalım diye düşünülebilir belki. Ancak sorunların kök sebebinde bu yok mu zaten? Politika yapıcılardan iklim eylemi talep etmeyi öğrenmemiz gerekmiyor mu artık? İkim eylemi talep etmek yaşam hakkı talep etmekle aynı şey değil mi? Yaşamak için gereken koşulları talep edebilmek gerekiyor her yaşta. Çocukluktan başlayarak, yaşamlarımızın oluşturulan çevre politikalarıyla nasıl bağlantılı olduğunu kavramak, politika yapıcılardan çevre hakkını talep etmek, bilinçlenmenin yapıtaşlarından biri değil de nedir?

İklim değişikliği etkileriyle ilgili kıyamet ve kehanet söylemlerinin biraz dışına da çıkmak gerekiyor sanki. Bu korku bombardımanı, durumun ciddiyetini kavramak için biraz gerekli olsa da çocukları kaygı sarmalına sokmadan halâ yapılabilecek bir şeyler olduğunu da vurgulamak gerekiyor. Evet zor bir gelecek bizi bekliyor ama yapılabilecek şeyler var.

Kolektif bir çabayı ortaya çıkarma gücü… İşte çocukları bilinçlendirmenin gerçek amacı bu olmalı. Kolektif çabanın değişimi sağlayabileceğine duyulan inanç, gereken motivasyonu sağlayacaktır. Bilinçlendirme çabaları çocuğun “Benim çabam, arkadaşımın, ailemin, ülkemin ve başka ülkelerin çabalarıyla birleştiğinde değişim mümkündür. Benim bu yolda değerlerimle birlikte yürümem yaşantıma anlam katacaktır,” ifadesiyle son buluyorsa bir bilinçlendirmeden bahsedebileceğiz sanırım.

Katılımcı, Çok Disiplinli, Yaratıcı Bir Eğitim Modeli İhtiyacı

Büyük sorularımız olacak elbette: Seragazları neden oluşuyor? Neden ısıtıyor gezegeni? Neden bu kadar çok tüketiyoruz? Türler neden yok oluyor? Seragazlarının etkileri bilinmesine rağmen emisyonlar neden artmaya devam etti yıllarca? Politikalar bunun neresinde? Bireysel olarak bu politikalara katkı koyabilir miyiz? Çözümün parçası olabilir miyiz?

Bu soruların yanıtlarını çocuklarla birlikte arayacağız. Sadece sınıflarda yapmayacağız bunu. Sınıfın dışında, müzelerde, doğa parklarında, atık depolama alanlarında, emisyon yayan bir bacanın yanında, kurumuş bir toprak parçasının üstünde… Televizyonlar, gazeteler, iletişim organları, filmler, romanlar korku yaymaktan çok birlikte nasıl hareket edebileceğimizi anlatacaklar. Herkes payına düşeni yapacak. Çocuklar katılımcı süreçlerle sorularına yanıt arayacak ve çözüme katkı koyabileceklerini hissedecekler. Tüm disiplinler sürece katkı koymaktan geri durmayacak. Farklı branşların insanları, çalışma alanlarının ikime katkısını ve bunu nasıl azaltabileceklerini çocuk gözüyle görmeye ve çocukların anlayabileceği sadelikte anlatmaya çabalayacak. Teknolojinin imkânları yaşamın temelindeki bu bilgeliği yaymaya çalışacak.  Yapar gibi görünmeyeceğiz, gerçekten yapacağız. Çocuklarla birlikte biz de bilinçleneceğiz.

Daha güzel olmaz mı?