Plastik, hafif bir malzeme… Taşıması, depolaması kolay… Neredeyse her şeyi tutabiliyor. Pek çokları için vazgeçilemez bir malzeme… Nasıl olsa geri kazanımı da mümkün(!).

Geri kazanım kavramıyla en çok anılan atık türü plastik belki de. Dilimize yerleştirmek için çok uğraştılar: “Plastik Geri Kazanımı”. Camı, plastiği, metali güzelce ayırdıktan sonra gezegenimizi kirletmediğinizden emin olabilirsiniz (!) İlave atık çıkarmakta bir sakınca yok (!) Nasıl olsa geri kazanılıyor. Gitti günahlar, içimiz rahat.

Geri kazanım öyle ballandıra ballandıra anlatılıyor ki, bir atık geri kazanılabilir olunca onun gerçek bir atık olmadığına inanmaya başlıyoruz. Ona hammadde diyoruz. Aradığımız hammadde mi acaba?

Tüketim ekonomisi size “az harca,” diyor mu hiç? “Sakın atık üretme,” diyor mu? Kapitalist ekonomi tüketmek üstüne kurulu. Reklamcılık sektörü ne der sonra? Yeni ürünleri cazip hale getirmek, ekolojik amaçlarımızla taban tabana zıt oysa.  Bırakın cazip hale getirmeyi yeni ürün alınmaması yönünde bilgilendirmeler yapmak gerek çevreyi düşünüyorsak eğer.

Yeni kavram “döngüsel ekonomi”. Sakın yanlış ifade etmeyin! Lineer değil, döngüsel ekonomi. Döngüyü tamamla, sorun çözülsün. Kavram güzel; içini doldurabiliyor muyuz?

Araştırmalara göre geri kazanımı öven kampanyalar, geri kazanımın ekonomik ve çevresel maliyetini yansıtmadığı için atık azaltımına yönelik bir davranış geliştiremiyorlar. Tam tersine geri kazanım için atığını ayıran bireylerin olumlu duyguları, atık üretmekle ilgili olumsuz duygularını baskılıyor.

Geri kazanımın olumsuz tarafları da mı var? Bize çevre-dostu davranış nedir diye sorulunca hemen geri kazanmak diyoruz oysa.

Geri kazanım süreci, çoğu zaman kendi karbon ayak iziyle geliyor. Hammaddeyle karşılaştırınca daha düşük karbon ayak izi ve daha az kaynak tüketimi diyebilirsiniz. Her zaman böyle değil. Bazen böyle. Çünkü geri kazanım süreci içinde gömülü bulunan çevresel yük bir atıktan diğerine değişim gösteriyor. Bir ürünü geri kazanmak çevre-dostu olabilirken diğer ürün için aynı şeyi söylemek mümkün olmuyor.

Ancak bunun tartışıldığını çok duyuyor musunuz? Yani geri kazanımın gerçekten çevre-dostu olup olmadığını tartışıyorlar mı? Hangi atığın geri kazanımı çevre-dostu, hangi atığınki değil? Varsa yoksa atıkları doğru ayır, atıkları düzgün poşetlere koy… Bakalım ayırdığımız atıkların hepsi geri kazanılabiliyor mu? Geri kazanım sektörü büyüsün, yeni iş imkânları doğsun…

İyi hoş da attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değiyor mu? Bazen geri kazanım sürecinde o kadar çok enerji ve su tüketiyoruz ki çevresel maliyet, sıfırdan üretmenin getireceği çevresel maliyeti de aşabiliyor.

Neden “atık üretmeyin,” denmiyor? Veya neden kamu spotlarındaki atık azaltma işi sadece vatandaşın sırtına yükleniyor? Neden piyasalara “bu kadar sık yeni ürün üretme”, “geri kazanılamayacak ambalaj malzemesi kullanma” veya “ambalajı azaltmak için yenilikçi yollar bul”, “plastik kullanma artık” denmiyor? Veya neden çok cılız seslerle söyleniyor bunlar? Atık ayırma, toplama ve geri kazanım hedefleri konuyor da “ürün almama hedefleri” neden konmuyor dersiniz?

Bu kolay değil çünkü. Kapitalist ekonomik düzene ters hareket etmiş olursunuz. Cıssss, eliniz yanar.

Örneğin ünlü içecek markaları, çevresel ayak izlerini azaltmanın çözümü olarak geri kazanımı görüyorlar. “Şişeleri geri alabilirsek döngüyü kapatmış olacağız,” diyorlar. Tüketim devam ettiği sürece sorun yok. Ambalajları küçültmekte, hatta onları biraz da kişiselleştirerek cazip hale getirmekte hiç sakınca yok. Şişeleri geri alacaklarmış nasıl olsa (!)

“Geri kazanım kötüdür,” demiyorum elbette. Geri kazanım sürecini iyi değerlendirmek ve dürüst olmak lazım. Ama asıl alkışı hak edenin “atık azaltmak” olduğunu unutmamalı.

İmalatçıların doldurulabilir, yeniden kullanılabilir ambalajlar tercih etmelerini sağlamanın bir yolunu bulmalı. Tek kullanımlık plastiklerden hızla uzaklaşılmalı. Döngüsel ekonominin odağındaki “döngüyü kapatmak” atık geri kazanımıyla sınırlandırılamayacak bir kavram. Tam bir yaşam döngüsü içinde malzeme, enerji, su gibi bileşenleri de bir döngü içinde kullanmayı, doğadan aldığımızı doğaya vermeyi gerektiren bir kavram.

Plastik

Haydi, plastiğe bakalım.

Cam, alüminyum veya kâğıtla kıyaslandığında plastiğin geri kazanımının çok daha zor olduğunu biliyoruz.

Plastikle ilgili doğru sanılan yanlışlardan biri, üstündeki sembollerle ilgili… Hemen hemen tüm plastik ürünlerin üstünde bir reçine kodu bulunuyor. Birden yediye kadar değişen sayılar bu kodlar. Nedense sayıların etrafında geri kazanımı çağrıştıran döngüsel oklar var. Oysa bu okların bulunması ürünün geri kazanılabilir olduğunu göstermiyor. Sadece ürün imal edilirken kullanılan kimyasal bileşiğin tipini anlatıyor bu kodlar. Aklınıza şu soru geliyor mu? Plastik endüstrisi neden sadece sayıyı yazmakla yetinmedi de sayıları döngüsel oklar içinde gösterdi?

Yalnızca yedi reçine kodu olsa da binlerce farklı plastik tipi var. İstenen rengi, şekli ve dokuyu tutturmak için farklı boya ve katkılar ilave ediliyor plastik reçinesine. İmalat sürecindeki bu farklılıklar, aynı reçine koduna sahip olan ürünler için bile farklı kimyasal özellikler anlamına geliyor. Farklı türlerin geri kazanımı farklı süreçler gerektiriyor. Yeni bir ürüne dönüştürebilmek için, plastiği tipine göre dikkatlice ayırmak gerekiyor. Yaşadığımız toplumda ise plastiği tür tür ayırabilecek altyapıya kavuşmak büyük bir zorluk olarak karşımıza çıkıyor. Diğer taraftan, plastik geri kazanım teknolojisinin pek çok tür için teorik olarak bulunması, yakınlarınızda tüm plastikleri geri kazanacak altyapının bulunduğu anlamına da gelmiyor.

Plastik güzelce toplandı ve ayrıldı diyelim. Piyasası nasıl? Bazen zayıf bir piyasası olabiliyor. Bazen doğrudan hammaddeden plastik imal etmek daha ucuza mal olabiliyor imalatçı için. Plastik reçinesinin kalitesi ise geri kazanım sürecindeki her ısıtmada azalıyor. Sonuç olarak geri kazanılmış plastikten eşdeğer yeni bir ürün değil daha düşük kalitede bir ürün üretebiliyorsunuz. Bu nedenle cam ve alüminyumdan farklı bir şekilde plastik geri kazanımında döngü kapanmıyor. Örneğin bir su şişesini, bir PET şişeyi geri kazanmaya kalkalım. Bu atığı aynı amaçla kullanılan yeni bir su şişesine dönüştüremiyorsunuz. Bunun yerine bir halıya, oyuncağa veya bambaşka bir ürüne dönüştürebiliyorsunuz. Dönüştürdüğünüz bu ürünleri tekrar tekrar geri kazanmanız, kalitesi gittikçe düşeceği için çok da mümkün olmuyor. Diğer taraftan araştırmacılar, geri kazanılmış malzemeden yapılan plastik ürünlerle temas edilmesi halinde sağlık risklerinin de oluşabileceğini rapor ediyor.

Plastik geri kazanım sürecinin içine bakalım bir de. Geri kazanım tesisine giren atıkların önce temizlenmesi, yıkanması gerekiyor. Burada önemli miktarda su tüketimi olduğunu gözden kaçırmayalım.  Daha sonra uygulanan eritme (ekstrüzyon) işlemi esnasında zararlı uçucu organik bileşikler ortaya çıkıyor. Isıtmak için ihtiyaç duyulan enerji de beraberinde karbon emisyonları getiriyor. Geri kazanım tesislerine teslim edilen karışık plastik atıklar içindeki geri kazanılamayacak atıklar ise çoğunlukla depolama alanlarında son buluyor.

Ne yapalım? Geri kazanmayalım mı?

Elbette geri kazanalım. Oluşan atığı depolamak veya yakmak yerine tabii ki geri kazanmaya çalışalım. Ama geri kazanımın gerçek bir çevre-dostu davranış olmayabileceğini hatırımızda tutalım. Geri kazanımın kendi çevresel yüklerinin kastını aşabileceğini, geri kazanılabilir sandığımız her atığın aslında geri kazanılamayabileceğini bilelim.

Atık üretmeyelim. Atık üretmeyen seçenekleri alkışlayalım. Döngüsel ekonominin yalnızca geri kazanımdan ibaret olmadığını, enerji, su gibi tüm çevresel kaynakların da endüstriyel süreçler içindeki döngülerini tamamlamaları gerektiğini hatırlayalım.