Bir ağaç kesmek bir cana kıymak gibidir. Bir ömrü bitirmektir.

Ağaçlar isyan etmezler kesilirken. Karşı durmazlar. Boyunlarını eğerler. Biz ağaçların sesini duymayız ama bana sorarsanız hıçkırıklara boğulurlar kesilirken. “Sadece iyilik verdiğim halde bu insanlar beni neden keserler?” diye hayretlere düşerler içten içe.

Biz onları duymasak da onların sesi vardır pek çok canlı için.

Pek çok canlının yaşam alanıdır ağaçlar. Pek çok kuş türü yaşar ağaçlarda mesela. Ağaçlarda uyurlar, zaman geçirirler. Onların meyveleriyle, meyve tohumlarıyla, yapraklarıyla, kabuklarıyla veya özsularıyla beslenirler. Başka canlılar da görürsünüz ağaçlarda. Bir bakmışsınız bir sincap dans ediyor ağaç dallarının arasında; bir bakmışsınız bir kirpi saklanmış bir ağacın kovuğunda. Bazen fareler dolaşır ağaçların kök ve kovuklarında. Ağacı kestiğinizde bu canlıların yaşamını da tehdit etmiş olursunuz.

Bir ağaç varsa orada yaşam vardır. Hemen otlar ve bazı bitkiler baş gösterir ağacın çevresinde. Küçük hayvanlar için barınak oluverir ağaçlar. Karıncanın, mantarın, gözle görülemeyen mikroorganizmaların yaşam alanıdır ağaçlar ve altındaki topraklar. Bu ekosistemler yaşamı mümkün kılar.

Ağaçların insanlara sundukları saymakla bitmez. İnsanları sellerden korumak mı desem, karbonu atmosferden uzaklaştırmak mı, yoksa fotosentez yaparak yaşamın kaynağı olan oksijeni üretmek mi? Havayı, suyu düzenlemek mi? Dünyayı yaşanabilir hale getirmek mi? Saymakla bitiremem…

Sadece iyilik verir ağaçlar. Kimseye bir kötülükleri olmaz. Hatta insanı kendinden korumaya çalışan yine ağaçlardır.

İnsanı korumaya çalışırken kendilerini koruyamazlar ne yazık ki. Çok acıdır bunu görmek.

***

Kul hakkına girer ağaç kesmek. En başta o ağacı diken insanın kul hakkına girersiniz. O ağaç kesilmek için değil, iyilik vermek için dikilmiştir çünkü. Ağacı kestiğinizde umudu da kesmiş olursunuz.

Gezegende o ağaçtan istifade eden tüm insanların da kul hakkına girersiniz aslında. Gezegenin yaşam damarlarını kesmeye kim nasıl hak bulabilir? Ağacın gerçek sahibi kimdir aslında?

Ağacı kesmekten başka çare yok mudur şu fani ömrümüzün bize dayattığı “ekonomi” kıskacına yanıt bulmak için? Başka çare yok mudur?

Kolay olduğu için mi kesilir ağaçlar? Çok düşünülmez mi ağaçlar kesilirken?

Ağaçların dostumuz olduğu bize ilkokul yıllarımızdan beri öğretilmektedir oysa. Bilmeyen yoktur ağaçların dostluğunu. “Yarın kıyametin kopacağını bilseniz bile, bugün elinizdeki fidanı dikin!” diyen bir kültürün çocukları değil miyiz biz?

O halde, insan dostuna neden zarar verir? Dostuna zarar verirken aslında içten içe kendisine zarar verdiğini bilmez mi? “Ağaçtan dost olur ama paradan dost olmaz,” gerçeğini hala anlamadı mı insan?

Başımıza ne geldiyse parayı ağacın üstünde tutmaktan gelmedi mi bugüne kadar? Tüm çevre problemleri parayı tabulaştırmaktan gelmedi mi?

Bana sorarsanız ağaç kesmek insan ırkının yavaş yavaş intihara sürüklenmesi demektir. İnsanın yaşam destek sistemlerini teker teker kesmesi demektir.

***

Bursa’da bir “Ağlayan Çınar” vardır. 725 yaşındadır kendisi. Uluabat Gölü’nün kıyısındaki bu ağacın adı bana çok hüzünlü gelir. Hüzünlü bir aşk hikâyesine ev sahibi olduğu için bu adı aldığı rivayet edilir. Ağlayan Çınar’ın gerçekten ağladığına inanırım. Diğer ağaçların da… Her ağaç kesildiğinde diğer ağaçların görünmeyen gözyaşlarıyla, duyulmayan sesleriyle hıçkırıklara boğulduğunu düşünürüm ben.

***

Siz siz olun, ağaç kesenlerden değil, ağaç dikenlerden olun.

21 Mart Dünya Ormancılık Günü’nüz kutlu olsun.