Avrupa Birliği’nin iklim değişikliğiyle mücadelede pek çok adım attığını, pek çok düzenleme yaptığını biliyoruz. Hangi yatırımların iklim uyumlu olduğuna karar vermek de bu düzenlemelerden birisi. Bu sınıflandırma Avrupa Taksonomisi olarak anılıyor.

 

2050 yılında net-sıfır emisyon hedefini başarmak isteyen Avrupa’nın yaptığı bu sınıflandırma çalışması pek çok tartışmayı da beraberinde getiriyor. Nedir Avrupa Taksonomisi? Kısaca hangi ekonomik faaliyetlerin yeşil fonları alabileceğini belirleyen bir yeşil etiket takma çabası.

 

Avrupa Komisyonu’na göre AB Taksonomisi, yatırımcılara, şirketlere, proje yapacak kuruluşlara düşük karbonlu, dirençli ve kaynakları etkin kullanan bir ekonomiye geçiş konusunda yardım etmek için tasarlanmış bir araç. Amacı nedir bu sınıflandırmanın? Özel yatırımcının yeşille aklama yapmasını önlemek, piyasa bölünmesini engellemek ve yatırımları onlara en çok ihtiyaç duyulan alana yönlendirmek…

 

Avrupa taksonomisi ilk kez 2019 yılında önerildi. O günden bu yana taksonomiye neyin dâhil edileceği AB üye ülkelerin ulusal çıkarlarının baş konularından biri haline geldi. Fosil yakıt gazlar ve nükleer enerji konusu en büyük açmaz haline geldi.

 

Enerji güvenliği konusunda endişelenen pragmatistler, gaz ve nükleer enerjinin sınıflandırmaya dâhil edilmesini istediler. Diğer taraftan çevreciler bunun AB’nin net sıfır emisyon stratejisiyle ters düşeceğini savundular. Yine de Avrupa Komisyonu, yeni yıla girerken gaz ve nükleer enerjinin belirli şartlar altında bu sınıflandırmaya dâhil edilmesi önerisini sundu.

 

Çevresel Amaçlar

 

Bu sınıflandırmanın altı adet çevresel amacı olduğu belirtiliyor: iklim değişikliğini azaltmak (özellikle dekarbonizasyon yoluyla), iklim değişikliğine uyum geliştirmek (fiziksel riski yöneterek), su kaynaklarını korumak, döngüsel ekonomiye geçmek, kirlenmeyi önlemek ve kontrol etmek, biyoçeşitliliği ve ekosistemleri koruyup onarmak.

 

Bu amaçların her biri bir dizi ekonomik faaliyeti kapsıyor. Örneğin iklim değişikliğini azaltmakla ilgili bölüm tek başına 90 faaliyetten oluşuyor. Bu faaliyetler için ihtiyaç duyulacak yatırımın yeşil fonlardan sağlanıp sağlanamayacağına karar vermek için faaliyetin teknik eleme kriterlerinden geçirilmesi gerekiyor.

 

Güneş panelleri ve rüzgâr türbinlerinin kurulması gibi “yeşil” olduğu belirgin projelerin yanında, AB taksonomisi içinde “geçiş” süreci faaliyetleri için de kriterler bulunuyor. “Yeşil” tanımını sağlamak yolunda çaba harcayan ekonomik faaliyetler bunlar.  Örneğin her zaman karbon yoğunluğu yüksek bir faaliyet olan çimento imalatını ele alalım. Çimento imalatında prosesten çıkan karbondioksit emisyonu AB taksonomisinin belirlediği sınır değerin altına düşürülebilirse bu faaliyet de “yeşil” olarak değerlendirilebiliyor.  Çimento üreticisi bunu önemsiyor çünkü işini finanse edebilmek için Yeşil Mutabakat kapsamındaki fonlara bu referansla başvurabiliyor.

 

Velhasıl AB taksonomisi, hangi faaliyetlerin yeşil olduğunu tanımlayarak ve sağlanması gereken standartları belirleyerek hangi sektörlerin ve kuruluşların yeşil fonlardan faydalanabileceğine karar vermiş oluyor. Avrupa Birliği bu sınıflandırma kriterlerini kendisi de kullanarak yeşil fonlar için finansal piyasaların risk değerlendirmesini yapıyor. Varlık yöneticileri de hangi firmalara yatırım yapacaklarına karar verirken bu sınıflandırmaya bakıyorlar.

 

Sistemin esnek taraflarından biri taksonominin gözden geçirilme süreci. Sınıflandırma sistemi içinde oluşturulan kriterler, her üç yılda bir gözden geçiriliyor; gerekli görüldüğünde tekrar düzenleniyor. Çevreciler AB taksonomisinin daha en başından kendi amaçlarının altını oyacak kadar çok esneklik gösterdiğini düşünüyor. Hatta Brüksel’de AB taksonomisi için temsili bir cenaze töreni bile düzenlediler. Şöyle söylüyorlar: “Milyarlarca avro fosil yakıtlara, nükleer enerjiye ve fabrika çiftliklerine akıtılma riskiyle karşı karşıya. Bu da iklim ve doğa krizlerini daha da kötüleştirecek. AB taksonomisinin kendisi de yeşille aklanıyor.”

 

Hep aynı şey oluyor…

 

Çevre için iyi bir şey yapılacak gibi oluyor. Sonra her nasıl oluyorsa sulandırılıyor, bulandırılıyor.

 

AB taksonomisi çevresel bir önlem olarak başladı. Sonra AB üye ülkeleri tarafından politik bir sorun haline geldi. Artan enerji fiyatları, yaşam giderleri ve enerji yoksunluğu korkusuyla oluşan baskılar… Nükleer projelerin sınıflandırmaya dâhil edilmesi talebinin Fransa’dan gelişi, Almanya’nın buna karşı duruşu…

 

Tüm canlıların çevre ve yaşam hakkının politik tartışmalar arasında kaybolup gidişi…